25 Mart 2017 Cumartesi

HORDES OF THE BLACK CROSS - DAWN OF WAR, NIGHTS OF CHAOS


Nereden başlasam bilemiyorum. Albümün kapak resminden mi yoksa o resmin en iyi şekilde ifade ettiği müzikten mi? 2010 yılında Avustralya'nın lego gibi düzenli kenti Melbourne'da kurulan Black Metal grubunun, 2015 tarihli ilk albümünü inceliyoruz. Albüm LP ve Digi pack CD olarak basılmış. İkisi de birbirinden kaliteli baskılar. Tam koleksiyonluk ürünler. Böyle yerel grupların estetik kaygıyı en üst seviyede tutması, taktir edilecek bir durum. Kapak resmini çizen sanatçı, fantastik kurgu ögeleri, albümün içeriği ile çok güzel ilişkilendirmiş. Nasıl söylesem, kapak çalışmasında bir ruh var. Fabrikasyon bir çizim değil. O yüzden de çok ilgi çekiyor ve albümün nasıl olduğunu merak ediyorsunuz. Tabi şüphesiz bu durum, böyle resimleri seven kesim için geçerli ama bu tarz müzik dinleyenlerin çoğunluğu da bu tarz siyah beyaz çizimlere bayılır. Bu yüzden bariz gol olmuş kapak. 

Albümün açılış şarkısı 'The Stalker's poison' tam da benim sevdiğim tarz bir açılış şarkısı. Böyle dipten gelen ve giderek yükselerek dinleyiciyi içine alan bir atmosfer yaratıyor. Albümün kaydı da çok güzel. Bunu bilinçli mi yapıyorlar bilemiyorum ama kayıt şekli sanki 1983 dönemi atmosferini, üstün dijital teknoloji ile 2017 yılına uyarlanmış gibi duyuluyor. Solistin sesi, popüler mix ve mastering aşamalarında olduğu gibi en önde ve kristal berraklıkta değil de, sanki adam karanlık bir kuyunun içerisinde söylüyormuş gibi duyuluyor. Bu da çok etkileyici bir atmosfer yaratıyor. Bir taraftan albümü dinlerken, diğer taraftan da kapak resmini takip eden iç resimler ile arka kapak resmini inceliyoruz ve müzik ile iç içe bir çizgi roman okuyormuşuz hissi oluşuyor. Bu tarz grupların ile en keyif verici yanı ise yeraltı gruplar olmaları. Plakları ve CD'leri az sayıda basılıyor ve kısa sürede tükeniyor. İnternet üzerinden bir mesaj attığınızda anında ulaşabiliyor ve cevap alabiliyorsunuz. Açıkçası plak ve CD'yi aldığım ilk gün, CD neredeyse alev alacak kadar çok döndü. Hemen sosyal medya hesaplarından gruba ulaşıp albümü ve kapak resmini ne kadar çok sevdiğimi ifade ettim. Kısa sonra bir teşekkür mesajı geldi. Ulaşılabilir olmak hem dinleyiciyi hem de müzisyeni yapılan işe yoğunlaştıran bir durum. 

Grubun 2017 itibarı ile yayınlanmış bir EP, iki Split ve bir albümü var. Çok başarılı olduklarını düşünüyorum ve desteklemeyi sürdüreceğim. Hem maddi hem manevi olarak çok büyümüş gruplara olan ilgimiz baki kalsın ama böyle gruplara destek vermek ve ürünlerini takip etmek gerçekten büyük keyif. Korku çizgi romanı okumayı seviyorsanız ve iyi çalınmış Black Metal albümleri dinlemekten hoşlanıyorsanız doğru adres Hordes of the Black Cross olmalı. 

9 Şubat 2017 Perşembe

CHRIS DE BURGH - AT THE END OF A PERFECT DAY


Ah! Aşk deyince aklıma gelen tek adam Chris oluyor. Elbet bir çok şarkıcı var milyonları etkilemiş bestelere imza atan ama benim adamım her zaman Chris de Burgh olmuştur. İrlandalı sanatçının müzik geçmişi pek uzun yıllar öncesine dayanıyor. İlk albüm 'Far beyond these castle walls' 1974 yılında yayınlanmış. Yani Chris'in profesyonel müzik kariyeri benimle yaşıt. Aradan geçen kırk iki seneye tam yirmi beş albüm sığdırmış bu adam. Ne aşk, ne sev-daymış arkadaş. İyi ki de öyle olmuş. Yıllarca dinledim şarkılarını. Ezberledim, gitarımla çaldım. Plaklarını, CD'lerini, kasetlerini, videolarını, kısaca yayınladıklarından elime geçen her ürünü koleksiyonuma dahil ettim. Sefam olsun! 

Bu yazımızın konusu, 1977 tarihli üçüncü albüm olan 'At the end of a perfect day'. Kapak resminden de anlayacağımız üzere, kusursuz bir günün sonu, elinde bir kadeh şarap ile banyo küvetinde olmalıymış. Dersimizi aldık. Tek anlayamadığım, seramikle kaplı olan duvarda neden Chris'in fotoğrafının asılı olduğu. Burada grafik sanatçı muhtemelen kapakta Chris'i de vurgulamak istemiş ama mesaj biraz absürt olmuş. O zamanlar öyleymiş demek ki. Albümün açılış şarkısı 'Broken Wings' bu albümden daha önce dinlediğim bir konser kaydında mevcuttu. Çok beğenmiştim ve pencereden dışarıyı izleyip hayaller kurarak dinlerdim bu şarkıyı. Bir taraftan da önümdeki kağıda kırılmış ve üzerinden kanlar akan kanat desenleri çizerdim. Bu ne be kız gibi! Herkesin hayatında böyle anlamsız duyusal dönemler oluyor sanırım. Boşuna dememiş yazar Oscar Wilde, 'Gençlik gençlerin elinde harcanıyor.' diye. 'A rainy day in Paris' şarkısı ise hayatımda dinlediğim en hüzünlü şarkılardan birisi sanırım. İkinci dünya savaşında sevgilisini geride bırakıp orduya katılan bir gencin ağzından yazılmış ve orta bölümünde kısa bir Fransızca diyalog da söz konusu olan şarkıyı her dinleyişimde biraz daha aşkın karanlık ve derin çukurlarında kaybolduğumu hissediyordum. Ne biçim bir ruh haliyle yazıyor insanlar bu şarkıları anlamıyorum ki? Müthiş bir motivasyon. 'In a country churchyard' şarkısında da kilisede evlenen bir çiftin törenine katılıyoruz. Bırak aşkın parlasın nakaratı eşliğinde kendimizi saf aşkın kollarına bırakıyoruz. Adam tümden aşka adamış kendini. Bir de bir sürü para kazanıp zengin olmuş. Hiç işi bilmiyoruz vallahi. Ne iş yapıyorsan ciddiyetle ve istikrar içerisinde eğilmek lazım olaya. Aşk, aşk, aşk diye diye bizi bitirdi ama kendini de zengin etti adam. Şaka bir yana gerçekten hem büyük saygım var, hem de müziğini gerçekten çok beğeniyorum bu adamın. Son bir kaç albümü için plak sürüm yayınlamadı ve sosyal medya hesabında bir sitem yorumu yazdım. Chris de dahil kimse ciddiye almadı tabi. Hatta İngiliz bir teyze yorumumun altına 'Başka bir isteğiniz?' diye yorum yazarak benimle inceden dalga geçti. Galiba Chris de Burgh müziğini dinleye dinleye, şarkıları yazandan daha duygusal oldum. Belki de yaşlanıyorum artık. 

Bu albümün plağı hala bulunabiliyor ama o kadar da çok bulunamıyor. Yıl olmuş 2017. 30 senelik plak. Neyse ki internet var da dünyanın her yerinde bir şeyler satın alabiliyoruz. Yine de güvenmemek lazım. Dijital çöküş olur, dünya savaşı bilmem ne çıkar. Nasıl dinleyeceğiz Chris'in aşk şarkılarını umursamazca, bir taraftan bombalar yağarken cehennem ateşleri gibi kentlerin üzerine. 

31 Ağustos 2016 Çarşamba

SLAYER - SHOW NO MERCY


Albümün 1983 yılında yayınlandığını düşünürsek, benim 1990 yılında sekiz yıl gecikme ile keşfetmiş olmam, o dönemin Türkiye'sinde fazlası ile kabul edilebilir bir zaman dilimi olsa gerek zira ülkemiz 1990'da bile bu türden bir müziğe hazır değildi. Gerçi bu yazıyı yazdığım 2016 yılında da pek bir şey değişmediği gibi, din odaklı siyaset ve belirli bir dinin tüm vatandaşlara empoze edilmesi durumu daha yoğun hal aldı. Kısaca gerek Türkiye'de gerekse bir çok gelişmiş ülkede dahi kolay kolay genele hitap etmesi mümkün olmayan bir albüm ile karşı karşıyayız. Slayer'ın Show no Mery albümü. 

Değerlendirmeye önce kapak resminden başlayalım. Günümüzde resim sanatçılarının yetenekleri bilgisayar kullanımının sağladığı kolaylıklarla en üst seviyeye taşındığı için Show no Mercy'nin kapağı teknik anlamda değerlendirildiğinde zayıf kalabilir. Ancak şu da var ki resim yaşayan bir eser ve ruhu var. Hem de şeytani bir ruh bu. Albümün içerisindeki şarkıların sözlerinde vurgulanan Hristiyanlık dini karşıtlığı ve yine aynı dine. hatta bir çok dine ait Şeytan karakterinin yüceltilmesi, müziğe çok karanlık bir hava veriyor. Gerçi 1984 tarihli Hell Awaits albümünde bu karanlık tema çok daha fazla olgunlaşıyor ama bir debut yani ilk albüm için verilmek istenen etki hiç de fena değil. Gruba mensup müzisyenlerin bizzat kendilerinin verdikleri beyanlardan da anlayacağımız üzere, ilk albüm döneminde onlar da çok iyi müzisyenler değiller ve tam anlamıyla sağlıklı bir gelişme aşamasındalar. Bütün bu saydığım unsurlara rağmen Show no mercy albümü, bugün bile grubun konserlerinde seyirciler tarafından ısrarla talep edilen şarkılara sahip. Özellikle Black Magic şarkısının grubun Türkiye'de verdiği ilk konserde seyirci tarafından nasıl da ısrarla istendiğine bizzat şahit olmuşluğum vardır. Her ne kadar talep karşılık görmediyse de, tarihi bir konsere şahitlik ettiğimiz şüphe götürmez. 

Plak şüphesiz çok fazla adetlerde basıldı ve hala da farklı sürümler halinde basılmaya devam ediliyor. Benim kopyam Hollanda'da basılmış. Amerikan baskısına göre arkasındaki fotoğraflarda renkler biraz silik duruyor olmasına rağmen temiz ve koleksiyonlar için fazlası ile kabul gören bir ürün. Bu plağı aldıktan sonra sevdiğim bir arkadaşım bana evlerinin salonundaki katlı müzik setinde kasete çekmişti. O muhteşem katlı müzik setleri hala üretilmiyor sanırım. Öylesine profesyonel bir kopya olmuştu ki, o kaseti hala saklıyorum ve zaman, zaman dinliyorum. Slayer dinlemeye başladığım albüm 1988 tarihli South of Heaven olduğu için o hep bir numaram olmaya devam edecek ama Show no mercy'nin de aklıma kara bir sembol gibi kazındığı şüphe götürmez. 

7 Ağustos 2016 Pazar

THE BROWNING - ISOLATION


Bazen sosyal medyanın gücünün tahminlerin ötesinde olduğuna gönülden inanıyorum. Düşünsenize, bir zamanlar müziğini sevdiğimiz grupların değil kendisi ile irtibata geçmek, eski bir derginin içindeki posterine ulaşmak ve onu odamızın duvarına asmak bile büyük başarıydı. 1990 yılında Metal Hammer dergisinin verdiği Slayer posterine ulaşıp duvarıma astığımda, günlerce yatağıma uzanıp o resmi izlemiştim. Vay be! Oysa şimdi öyle mi? Bütün dünya elimizin altında.

Pekala, bu giriş paragrafının ardından şimdi de konuyu The Browning'e bağlayalım. Bu herifler Amerikalı ve yaptıkları müzik için elektronik müzik etkilenimli heavy metal desek herhalde tanım tam yerini bulmuş olur. İlk iki albümleri sadece CD olarak yayınlanan grubun üçüncü albümü 'Isolation' aynı zamanda plak olarak da basıldı. Adamlar albümün yayınlanacağı haberini sosyal medya sayfalarında duyururken, aynı zamanda da hayranlarının nasıl bir müzik beklediklerini sordular. Ben açıkça daha çok elektronik ögelerin temaya hakim olduğu bir müzik istediğimi ve hatta Commodore 64 dönemi etkilenimleri üst seviyede tutmalarını istediğimi dile getirdim. Arkasına da ekledim, lütfen bu sefer o güzel albüm kapaklarına yakışır bir LP sürümü olsun diye. İlk iki albümde LP'yi hiç düşünmemiş olan grup, kapak resmi muhteşem olan 'Isolation' için iki ayrı renkte plak basılmasını sağladı. Şimdi sorabilirsiniz elbet sen dedin de mi oldu diye. Evet efendim ben dedim de oldu. Sosyal medya profillerinde benden başka bu talepte bulunan tek mesaja dahi rastlamadım. Demek ki nasıl bir albüm istiyorsunuz diye sorarken laf ola beri gele sormamışlar. Sadece bu da değil. Müzik de ilk iki albüme göre daha çok elektronik müzik etkilenimleri barındırıyor. Dördüncü şarkı 'Dragon'un açılış melodisi bariz Commodore 64'den örneklenmiş gibi duyuluyor. Demek ki doğru soruya doğru cevap verirsen istediğini söke, söke alıyorsun. Şüphesiz bu yazıyı okuyanlar arasında benim bu inancımı çocukça bulacak olanlar vardır ama ben taleplerimin yerine getirildiğine gönülden inanmayı sürdüreceğim. Yalnız plak gerçekten çok şahane olmuş. Çizgi roman dergilerine taş çıkartacak güzellikte dijital renklendirilmiş resim inanılmaz etkileyici. Kaç adet basıldığını bilmiyorum ama 500 adetten daha fazla olduğunu da sanmıyorum. Bir kulak kabartıp, müziği eğlenceli bulursanız plağını da koleksiyonunuza dahil etmenizi tavsiye ederim zira bu plak kısa süre sonra asla bulunmayanlar sınıfına dahil olabilir.

5 Ağustos 2016 Cuma

A-HA - EAST OF THE SUN WEST OF THE MOON


Seneler hızla akıp gitmiş. 1982 yılında Norveç'ten çıkıp tüm dünyayı müziği ile sallayan üç gençten oluşan A-ha, benim bu yazıyı yazdığım 2016 yılında tam 34 yaşında. Yayınladıkları 'The last hurray' single'ını takiben, şarkının isminde de ifade edildiği üzere grup müzik hayatına veda etmişti. Hayranları olarak durumdan çok etkilendik elbette. İlk dönem A-ha'yı çok seviyorduk ama 2000 yılında 'Minor earth major sky' albümü ile gelen ikinci dönemdeki olgun müziklerinden adeta büyülenmiştik. 'The last hurray' sonrası çark eden grubun 'Cast the steel' albümünü yayınlaması ile beraber adeta kutsanmış gibi hissettik.

Yazımızın konusu olan plak ise ilk dönem A-ha'nın en güçlü albümlerinden birisi. Şüphesiz bunda Everly Brothers grubuna ait olan Crying in the rain şarkısının rolü büyük. Orijinalı benim gibi seksenli yıllarda çocuk olanlar için tanıdık olmayan şarkının A-ha yorumu adeta büyüleyici bir ninni niteliğinde. En az takip eden 'Memorial Beach' albümü kadar karanlık bir havası olan albümdeki şarkılar, Norveçli bir gruba ait olduğunu fazlasıyla hissettiriyor zira her melodi içerisinde iki kat melankoli içeriyor. Yayınlandığında Norveç müzik listelerine tartışmasız birinci sıradan giren albüm, Almanya'da altıncı sıraya kadar tırmanmayı başarmıştı. Daha ilk albümünde 'Take on me' şarkısı ile tüm dünyada zirve yaptıktan sonra o noktada kalmayı başarmak kolay olmuyor tabi. Özellikle de grup müzikten yeterli parayı kazandıktan sonra daha özgün çalışmalara yönelince, bir numarayı yakalamak kolay olmuyor. 1990 yılında Warner Bros etiketiyle piyasaya sürülen albümün LP, CD ve Kaset sürümleri mevcut. Benim plağım Almanya baskı ve ikinci el edinmiş olmama rağmen çok temiz bir kopya. Az bulunur olduğunu söylemek istemiyorum çünkü günümüzde internet aracılığı ile bir çok ürüne hatta pek az bulunan ürünlere bile rastlama imkanı yakalama fırsatı varken, böylesine popüler bir grubun binlerce satmış albümü şüphesiz bulunabilir. Yine de zaman hızla akıyor ve koleksiyonerler artık plaklarında daha sıkı şekilde sarılıyorlar. Sağlam bir kopyayı bir an önce edinmekte fayda var.

15 Haziran 2016 Çarşamba

ARSENITE - ZODIAC CIPHERS / SWEDISH THRASH ATTACK


Arsenite grubunun 2014 yılını epey hareketli geçirmiş zira Apophis isimli albümlerinin yanı sıra Zodiac Ciphers adında kendileri gibi Thrash Metal yapan başka bir grup ile ortak yayınladıkları LP'de mevcut. Bir seneye iki ayrı ürün sığdırmış olmaları sevindirici çünkü yaptıkları müzik fazlasıyla keyifli. Tabi bu tanıtım yazımızda sadece onlardan bahsetmeyeceğiz. Zodiac Ciphers'i Arsenite'e göre bir seviye daha çok sevdiğimi söylemeliyim. Özellikle solist performansı çok güçlü. Brutal tarza yakın durmayan ve clean vocal diye tabir edilen tarzda söyleyen solistin sesi, grubun müziğine çok yakışıyor. Üzücü olan ise plak ben bu yazıyı yazmadan iki sene önce yayınlanmış olmasına rağmen grubun dağılmış olması. Sebebini tam olarak bilemiyorum ve öğrenmek için internetten biraz araştırma yapıp ulaşmak istememe rağmen bir sonuca ulaşamadım. Sadece iki seneye yayılan kariyerlerine bir demo ve bir de ortak albüm sığdıran grubu sahnelerde uzun süre izleyebilirdik. En azından şahsen ben bir kez izlemek isterdim. 

Sonuç olarak İsveç topraklarından yetişmiş iki güzide Thrash Metal grubunun çok güzel bir ortak albümü söz konusu olan. Kapak tasarımı ile de fazlasıyla çekici olan plak sadece 350 adet basılmış. Kesinlike tavsiye edeceğim bir koleksiyon ürünü. Bu yazıyı yazdığım 2016 haziran ayında, Coffinfeeder Distro tarafından Türkiye'ye getirilen kopyalarını edinmek mümkün ancak çok sınırlı sayıda olduğu da şüphe götürmez bir gerçek. Maddi değeri zamanla çoğalır mı bilmiyorum ama benim gibi ürünü ileriye dönük mini ticari amaçlarla değil ama koleksiyon için edinenler, senelerce bu güzel Thrash Metal ziyafetinin tadını çıkartabilirler. Demin de dile getirdim ama bir kez daha söylemeden edemeyeceğim. Viking savaşçının resmedildiği kapak tasarımı gerçekten çok etkileyici olmuş. 

23 Mayıs 2016 Pazartesi

ARSENITE - APOPHIS


Arsenite, 2009yılında İsveç'de kurulmuş bir Thrash Metal topluluğudur. Bu yazımızın konusu ise grubun 2014 tarihli Apophis isimli albümü. Daha önce yayınlanmış bir de debut albümü olan grubun aynı zamanda yine 2014 yılında Zodiac Ciphers isimli grupla yayınlanmış ortak bir albümü var. Kısa zamanda oldukça üretken bir çizgi çizen grubun Apophis albümünün plağı tam 350 kopya basılmış. Türkiye'de bir distroya yolu düşen iki kopyadan birisi de benim koleksiyonuma dahil olmuş. Kapak resmini ilk gördüğümde ilgimi fazlasıyla çeken grubun, yeni nesil Thrash Metal gruplarından olduğunu öğrenince pek bir heyecanlandım. Internet üzerinden dinlediğim şarkılarında, seksenli yılların başı ve ortasında ilk eserlerini vermiş olan kült Thrash Metal gruplarını örnek aldıklarını gördüm. Yılların birikimi ve yeni kayıt teknolojileri ile harika bir eser koyan grubun, yakında çok nadir olacağını düşündüğüm ikinci albümlerinin plak sürümünü koleksiyonculara tavsiye ederim. Doksanlı yılların başında 'Thrash Metal Öldü' gibisinden komik başlıklar atan popüler metal dergileri bu ve bunun gibi albümler hakkında neler düşünüyorlar gerçekten çok merak ediyorum.

Biraz da grubun yaptığı müzikten bahsetmek istiyorum. Her şeyden önce seksenli yılların ilk yarısından esintiler fazlasıyla hissediliyor. Nasıl desem, böyle Metallica'nın ilk dönemlerinden bir takım heyecanlar hissettim. Hemen plak sürümünden boş bir kasete kopya aldım ve albümü walkmande de dinlemeye başladım. Seksenli yılların rüzgarları, kasetin dip gürültüsü de eklenince en üst seviyeye çıktı. Uzun bir süre albüm walkmande döndükten sonra bu grubun varlığından haberdar olduğum için çok şanslı olduğuma karar verdim. Bu şekilde kim bilir ne cevherler vardır müzik dünyasının yüksek dağlarında saklı kalmış. Zodiac Ciphers isminde başka bir thrash metal grubuyla beraber yayınladıkları 'Swedish thrash attack' ismi verilen plakta olan şarkıları da kasetin geri kalan boş kısmına ekleyince, tadından yenmez bir ziyafet ortaya çıktı. O da şüphesiz başka bir inceleme yazımızda sizlerle buluşacak. Son olarak şunu söylemeliyim. İlk nesil Thrash Metal'in iki binli yıllardaki yorumu ile keyifli bir dinleti için ısrarla tavsiye edilir.

8 Ocak 2016 Cuma

GUNS N'ROSES - APPETITE FOR DESTRUCTION


Biz zamanında canlı izleme fırsatı da bulduk da genç nesil ne yazık ki yetişememişti Guns'n Roses'ın o şaşalı dönemine. Grup dağıldıktan sonra Axl denen herif resmen çöktü ismin üzerine ve kendini Guns'n Roses ilan etti. Gitti bir de yılan hikayesine dönen ve uzun süre yayınlanması beklenen bir albüm kaydetti. Ne gariptir Guns'n Roses ismiyle o albüm vesilesi ile tanışan bir nesil vardı artık ve o nesil albümü çok beğenmişti. Ben de yalan söylemeyeyim şimdi albümü beğendim ama tabi bu albümün güzel olması, Guns'n Roses albümü olduğu anlamına gelmiyordu. Bildiğin Axl Rose and the Guns'n Roses band tarzı bir şeydi bu albüm. Güzeldi ama o değildi işte. Neyse efedim eski ekip döndü dolaştı pazarlık yaptı ve sonunda hem eski hem yeni hayranları heyecanlandıracak tekrar toplanma haberini saldı piyasaya. Bu yazıyı yazdığım 2016 ocak ayında ortaya çıkan bu haber vesilesi ile bir şeyler karalama gereği hissettim ben de. Aslında bu yazının ikinci paragrafını 2014 yılında yazmış ve plak koleksiyonu blogumda yayınlamıştım. Şimdi taze bilgilerle donatıp tekrar servis ediyoruz bakalım okusun vatandaş diye. Doğrusu koleksiyonumda bu grubun plaklarını barındırdığım için mutluyum. Adamlar gerçekten deprem gibi salladılar müzik piyasasını vakti zamanı. Bakalım şimdi neler yapacaklar. Emin olduğum bir şey var ise olası albümün çok oturaklı ve yayınlanır yayınlanmaz kült olacağı yönünde. Evet şimdi bakalım 2014 yılında grubun ilk plağı Appetite for destruction için neler demişim.

Bir dönem dünyayı müziğiyle kasıp kavuran Amerikalı grubun en meşhur albümü Appetite for destruction, elbet benim koleksiyonumda da yer buldu. Nereden ve ne zaman aldığımı hiç hatırlamadığım ama muhtemelen doksanlı yılların ortasında olduğunu tahmin ettiğim plağın en belirgin özelliği çok temiz durumda olması. İkinci el almış olmama rağmen, gerek plağın kendisi, gerekse iç kabı oldukça iyi durumda. Zaten plaklar benim elime ulaştıktan sonra yıpranma süreçleri fazlasıyla yavaşlıyor. Nadir bir ürün olduğunu söylemek şimdilik pek doğru olmaz. 2014 yılı itibariyle plak yirmi yedi yaşında olmasına rağmen, grubun çok popüler olması ve plaklarının çok fazla basılmış olması sebebiyle nadir olduğunu söylemek pek mümkün değil. Yine de iyi durumda olan kopyalar şüphesiz değerli olur. Sweet child o' Mine, Welcome to the jungle ve Paradise city gibi popüler şarkıları bünyesinde barındıran albüm, o dönem genç olanlar üzerinde her daim etkili olacaktır. 

4 Kasım 2015 Çarşamba

KREATOR - PLEASURE TO KILL


Bak bunu nereden ve ne zaman aldığımı hiç hatırlamıyorum işte. Akmar Pasajı olduğuna eminim ama hangi mağaza olduğunu ve tarihini tamamen unuttum. Silinmiş gitmiş. Neyse efendim iyi ki de almışız zira nadir ve kıymetli oldu artık bu albüm. Muhtemelen ilk tanışmamız 1991 filan olsa gerek. Arkadaşımın çekme kasetinden dinlemiş ve renkli fotokopi kapağını görmüştüm diye hatırlıyorum. 1991'de renkli fotokopi var mıydı? Belki de fotoğraftır. Commodore 64 çekme kasetlerinin kapakları oyunların yabancı kaynaklı dergilerdeki tam sayfa ilanlarından fotoğraf çekilmek suretiyle temin ediliyordu. Ne günler görmüşüz be! Şu albümün kasım 1986 çıkışlı olduğuna inanamıyorum. Ne çok zaman geçmiş. Ben bu yazıyı yazarken 2015 ve tam yirmi dokuz sene olmuş. Benden önceki sahibi plağın kapağını çok iyi koruyamamış ama koleksiyona dahil olamayacak kadar da kötü durumda değil açıkçası. Ben seviyorum. Ayrıca iç kılıfı da orijinal ve grubun o dönemde çekildiği siyah beyaz fotoğraflarla dolu. Bu tarz kolaj çalışmasını ilk defa Slayer'ın Show no Mercy albümünde görmüştüm. Daha önce de yapan olmuştur belki ama Thrash Metal çalan gruplar arasında pek bir moda olduğu kesin. Hatta hala aynı şekilde fotoğraf kolajları görebiliyoruz yeni nesil gruplarda. 

Albümümüz saf kan Thrash Metal ve zamanına göre oldukça agresif. Hız için bir şey söylemiyorum bile. Fırtına gibi çalıyorlar herifler. Yalnız şunu da eklemek isterim. Albümde yer, yer Slayer 'Hell Awaits' etkileri seziyorum. Bir çok arkadaşım bu konuda bana katılmasa da ben o sosun tadını alıyorum melodilerin ve kayıt esnasında kullanılan tonların arasında. Fena bir şey değil tabi bu. Aynı dönemin grupları birbirine benzeyecek elbet. Albüm kapak resmi ile de fazlasıyla dikkat çekici ve albenisi yüksek seviyede. O zaman da öyleymiş, şimdi de öyle. Bazı şeyler hiç eskimiyor. Heavy Metal'de zaten moda olmadığına göre her ürün her dönem dinlenebiliyor. Bu albüm de evdeyken pikabımızda, dışarıdayken walkmanimizde dönmeye devam ediyor. Nesiller ilerledikçe de değerini yitirmeden aynı tazeliği korunarak dinleneceğinden şüphem yok.

16 Ekim 2015 Cuma

JUDAS PRIEST - SAD WINGS OF DESTINY - PICTURE DISC


Bu albüm için daha önce de yorum yazmıştım. O yazı sadece standart plak sürümü üzerineydi. Şimdi bir de Picture Disc sürümü ile beraber değerlendirelim. Aynı albüm için tarafımdan farklı zamanlarda yazılmış iki ayrı yorum, bakalım ne gibi bir değişiklik gösterecek.

1990 yılında aldığım kasetlerden birisi de Judas Priest grubunun 1977 yılına ait 'Sad wings of destiny' albümüydü. O dönem bu tarz müziği yeni keşfetmiş ve melodilere sonsuz bir açlığım vardı. Kaseti satın aldığımda, grubun dinlediğim tarzın yaratıcıları arasında olduğunu bilmiyordum. Uzun süreler walkman'imde dönen albüm, zamanla benim için vazgeçilmezler listesine kaydoldu. Hala da dinlemekten büyük keyif alırım.

Resimde gördüğünüz Picture Disc plak ve üzerindeki karton kapak farklı sürümlere ait. Kapağın içinde siyah plak sürümü var ve Polonya baskı. Picture Disc ise Fransa'da basılmış. İkisini bir arada sergilemek keyifli olur diye düşündüm ve bu şekilde paylaşmayı tercih ettim. 'Sad wings of destiny' tam bir baş yapıt ve bir çok müzisyene ilham olduğu şüphe götürmez. Özellikle Slayer'ın 'South of Heaven' albümündeki gitar sololarını dinlediğimde bu türün yaratıcılarını onlar sanmıştım. Oysa Judas Priest yıllar önce bu şekilde sololar çalıyormuş. İki grup arasındaki bağın aklımda pekişmesi, 'South of Heaven' albümünde yer alan Judas Priest şarkısı yorumu ile pekişti. Belli ki onlar da babalara saygı duyuyorlardı. Bu durum benim de Slayer'a olan saygımı iki katına çıkarttı. Köklerini bilen ve onun üzerine sanatını inşa eden bir müzisyen grubun başarısız olması söz konusu olamaz. Nitekim Slayer çok başarılı oldu.

Bu albümün pek çok farklı plak sürümü olduğunu biliyorum. Açık arttırma sitelerinde neredeyse her ülkede basılmış farklı bir sürümüne rastlamak mümkün. Önemli olan temiz bir kopya edinmek diye düşünüyorum. Benim iki farklı kopyam var. Polonya baskı plak da özenli bir çalışmanın ürünü. Bazen böyle beklenmedik bir şekilde bilinmedik firmaların iyi baskılarına rastlayabiliyorsunuz. Picture Disc ise zaten benim için saatlerce karşısına oturup izlenesi bir kopya. Albüm kapağı da böylesine güzel olunca insan büyüsüne kapılmadan edemiyor.